Geçenlerde, bir dostum bana içini döktü:
“Dünden itibaren karışık duygular içindeyim. Kimyam değişti. Mantık ile duygu arasında gidip geliyorum.
Sanki tehlikeli ve zor bir sürecin içine girdiğimi hissediyorum.
Sanki fırtına öncesi sessizliği yaşıyorum.
Kendimle mücadele edip duruyorum. Kendi kendime kötü senaryolar kuruyor, sonra da sanki bunlar gerçekleşmiş gibi aniden irkiliyorum. İçimde şiddetli bir çatışma var. Bombalar düşüyor, silahlar ardı ardına patlıyor, patriot füzeleri havada uçuşuyor… Ortalık toz duman...
Bu savaşın yabancısı değilim.
İçimde büyük bir boşluk mu var yoksa onulmaz bir yara mı?
Hem hastayım hem korkak.
Gücüm de yok.
Zayıfım.
Çocuğum.
Yaşı büyük adamların çocukluğu da ne kötü...”
Sadece dinledim, hiç yorum yapmadım.
********
Yarı uyanık haldeyim. Ay ışığı, yattığım odanın penceresinden yüzümü aydınlatıyor. Duvardaki, bir İran sanatçısının elinden çıkan tabloyu seçebiliyorum.
Aniden bir ses duydum. Ya da duyar gibi oldum. Hayal mi gördüm acaba…
Tiz, ta ruhuma işleyen, beni kendimden geçiren bir ses… Kimin sesi bilmiyorum. Ses kısa ve tek bir hecelik… Ama içimde dalga dalga büyüyüp bir şarkıya dönüşen bu ses, kuvvetli bir ağrı kesici gibi bütün acılarımı dindirdi.
Sonra uyumuşum.
*****************
Sabah kalktığımda, kafamın içindeki sesin nereden geldiğini tahlil etmeye başladım. Gördüğüm rüyanın, rüyada duyduğum tek hecelik sesin işgali altındaydım:
************
Dün geceden bu yana aklımda kalan en önemli ses "Hı!" oldu...
Şu sizin meşhur "Hı!" yınız...
Ruhumu okşayan, bedenimin üzerinde esen ılık bir rüzgâr gibi "Hı!"...
O "Hı!" var ya, öldürdü beni.
***************
Babamın bana "Oğlum" demesi gibi bir şey...
Dünyada en çok sevdiğim kadının (Her kim ise), bana "Canım" demesi gibi bir şey...
Erdem'in bana "Babacığım!" diye seslenmesi gibi bir şey...
Farid Farjad'ın kemanından çıkan bir ses...
Klasik müziğin mahur bir bestesi...
Karacaoğla'nın bir şiiri…
*****************
O "Hı!" yı anlatamam...
O "Hı!" çok şey söyledi, çok şey anlattı.
Her şey o "Hı!" da saklı...
Bütün giz, sır onda...
**************
O "Hı!" da çok büyük bir şefkat vardı. Veya ben öyle hissettim. Öyle öyle...
Beni sarıp sarmaladı, tuttu, içine aldı, kuşattı, esir aldı, yuttu, bitirdi.
Oy, öldürdü beni o "Hı!"...
*****************
Neden söyledin ki onu? Nasıl da çıktı ağızdan öyle, nasıl da döküldü dilden öyle!
Yok böyle bir "Hı!"...
Ne kadar da güçlü bir "Hı!"
****************
O "Hı!" da soru gizli... Öğrenme aşkı gizli... Sahiplenme, yakınlaşma, tutku, güven, sevgi, dostluk, hemhal olma, muhabbet gizli...
*********
O "Hı!" bütün konuştuklarımızın özeti, hatta konuşamadıklarımızın, söyleyemediklerimizin bir özetiydi.
O "Hı!" dan sonra konuşulur muydu?
Sözün bittiği yerdir "Hı!"...
Hayatımda duyduğum en güzel söz, en ağır sözdür belki "Hı!"
İki harfi iki dünyaya bedel...
Her bir harfi bir dünya eder.
Bir aşk romanının tek kelimelik özetiydi.
En güzel bir aşk şiirinin tek kelimelik ifadesiydi.
****************
Bir insanın "Canım" demesine gerek yok, "Hı!" desin yeter!
O "Hı!" yı bir daha duymak için neler feda edilmez ki...
Biliyorum ki, siz o "Hı!" yı dilinizle değil kalbinizle söylediniz... Ve yemin ediyorum ben o "Hı!" yı kulaklarımla değil kalbimle dinledim. Kalpten kalbe giden muhteşem bir iletişimin sihirli formülü gibi "Hı!"...
O "Hı!" yı ilk duyduğum zaman ayağım yerden kesildi, çarpıldım adeta...
Bir kadeh iksirin tesirini yarattı bende...
İçmeden sarhoş olmak buna derler.
Bir insan sadece bir "Hı!" yla sarhoş olur mu?
*****************
O "Hı!" bir inci tanesi gibi. Gökte parlayan bir yıldız…
Aksi yüreğimde yankılanan berrak bir ses…
*************
Aman Allah'ım! Bu neydi başıma gelen!
"Hû" nun bana bir hediyesi mi, yoksa püsküllü bir belası mı "Hı!"?
Bitmemiş bir çilem, yazılmamış bir kaderim, yaşanmamış bir hikâyem daha mı vardı?
*************
Bir "Hı!" nelere kadir!
Bir "Hı!" daha der misin be kardeşim bana!
Hı
Der misin?
****************
Not: Sonuçta bir rüya… Ne kadar da abartmışım!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder